Mythology: Eos

eos

Now when Dawn in robe of saffron was hastening from the streams of Oceanus, to bring light to mortals and immortals, Thetis reached the ships with the armor that the god had given her.
—Iliad xıx.1

Eos’ Liebesaffären mit jungen Sterblichen werden von Ranke-Graves als Allegorien gedeutet: Die Morgendämmerung lässt die nächtlichen Leidenschaften der Liebenden wieder aufflammen. (aus Wikipedia)

Yunan mitolojisinde, şafak tanrıçasıdır. Helios’un kız kardeşidir. Her gün okyanustan kanatlı dört adet atın çektiği arabasıyla çıkarak Helios’un önünden göğe yükselir ve onun yolunu açar. Yıldızları ve rüzgarı onun yarattığı kabul edilir. (Wikipedia’dan)

Advertisements

Mythologie: Engelwurz

angelica

Der erste Engelwurz hat jetzt seine Blüten geöffnet. Aber dieser Doldenblütler war nicht immer eine Pflanze. Vor Urzeiten kam ein Wanderer durch diese Gegend. Oder wanderte er anderswo? Wir wissen es nicht mehr, die Quellen sind alle beim grossen Brand der Bibliothek von Alexandria verlorengegangen. Dieser Wanderer glaubte an Engel. Als er deshalb in Nöte kam, schrie er zu einem Engel um Hilfe. Aber was geschah? Es KAM ein Engel, und unter seinem Tritt verwandelte sich unser Wanderer in eine Pflanze. Der Engelwurz soll uns bis heute an dies erinnern. Aus seinem hohlen Schaft kann man Flöten machen, diese schreien wie einst der Wanderer. Rainer Maria Rilke noch erinnerte sich halbbewusst an dieses Geschehen, wenn er in seinen Duineser Elegien dichtete:
“Wer aber, wenn ich schriee, hörte mich aus der Engel Ordnungen?
Und gesetzt, es nähme mich einer ans Herz, ich verginge
Vor seinem schrecklichen Anblick. Alle Engel sind schrecklich…..”
(aus: Th.K., Kleine Mythen und Lopper)

Mythologie: Perseus

cetus

Zeus, Argos kralı Acrisius’un güzel kızı Danae’ye aşık olmuştur. Bir kahin, Danae’nin dünyaya getireceği bir çocuğun kralı öldüreceğini söylemiştir. Kral Acrisius kızı Danae’yi yeraltında tunç kaplamalı bir odaya kapatarak kehaneti önlemeye çalışır. Fakat aldığı tüm önlemlere rağmen Zeus tavandaki bir delikten kendini altın yağmuruna çevirerek Danae’nin kucağına düşer. Böylece Danae Perseus’u dünyaya getirir. Bunu öğrenen Kral Acrisius, çok kızar ve Danae ile oğlunu bir sandığa kilitleyip, onları denize bırakır. Dalgalar sandığı Seriphos Adasına çıkartır. Kayaya vuran sandık birkaç gün sonra Dictys adında bir balıkçı tarafından bulunur. Dictys sandığı kırarak açar ve Danae ile çocuğu yanına alır. Perseus’u kendi çocuğu gibi büyütür. Balıkçı Dictys, bu toprakların kralı olan Polydectes’in kardeşidir. Yıllar sonra Polydectes, Danae’yi gördüğünde ona aşık olur ve onunla evlenmek ister. Ancak, Perseus artık büyümüştür. Kral Polydectes eğer Danae ile evlenirse tahtının tehlikeye girmesinden korkmaktadır. Bu nedenle, Perseus’tan kurtulmak için yollar aramaya başlar.

Günün birinde Polydectes, Pisa şehrinin kralı Oenemaus’un kızı Hippodamia ile evleneceğini açıklar. Düğün hediyesi olarak herkesten, at kolleksiyonuna katkıda bulunmasını ister. Ancak Perseus’un ne atı ne de parası vardır. Bunu çok iyi bilen kral ondan başka bir istekte bulunur. Gorgon Medusa’nın kafasını getirmesini ister. Polydectes, Perseus’un asla geri dönmeyeceğinden emin olarak, Danae ile evlilik planları kurmaya başlar. Polydectes, Perseus’un bu işte başarılı olacağına inanmamaktadır. Ancak Perseus, bunu başarırsa Medusa’nın başı, tüm düşmanları taşa dönüştürecek bir silah olacaktır.

Gorgonlar, inanılmaz derecede çirkin görünüme sahip üç kız kardeştir. Bu kızlardan herhangi birine bakan, hemen taşa dönüşmektedir. Kardeşlerden ikisi Euryale ile Stheno, ölümsüz iken; üçüncü kardeş Medusa ölümlüdür. Medusa yıllar önce çok güzel bir kadındır ve saçlarının güzelliğiyle dillere destandır. Birgün Medusa deniz tanrısı Poseidon’u çok kızdırır.Poseidon onu zeka tanrıçası Athena’nın tapınağına kapatır. Athena, Medusa’yı çok çirkin biri haline getirir ve saçlarını yılanlara dönüştürür.

Perseus’un tanrılarla güçlü ilişkileri vardır ve tanrılar ona yardım ederler. Yer altı tanrısı Hades, ona görünmemesini sağlayacak bir giysi vermeyi teklif eder. Tanrıların habercisi Hermes, gökyüzünde büyük bir hızla uçmasını sağlayacak bir çift sandalet önerir. Ateş tanrısı Hephaistos elmastan bir kılıç teklif eder. Zeka tanrıçası Athena ona pirinçten bir başlık sunar. Bu sadece metal kısmından Medusa’ya baktığında, onun kötü etkisinden korunacağını söyler. Perseus, bu başlığı giyerek Gorgon Medusa ile mücadele eder ve sonunda onun kafasını keser. Gorgon’un bedeninden Pegasus (Kanatlı At) çıkar ve yıldırım gibi gürleyerek göklere doğru uçar. Perseus elinde Gorgon’un kafası ile Afrika üzerinden uçarak geçer. Libya üzerinden geçerken, Gorgon’un kesik başından akan kanlar yerdeki kumlara damladığında yerden yılanlar çıkmaya başlar. Perseus, Atlas krallığında mola vermek ister. Ancak, kral Atlas Perseus’u sarayına kabul etmez ve ona düşmanca davranır. Perseus, Atlas’a Medusa’nın başını gösterir. İri yapılı, heybetli kral Atlas taşa dönüşür. Kuzey Afrika’daki Atlas Dağları’nın böyle oluştuğu söylenir.

Perseus yolculuğuna devam ederken, Cepheus ile Cassiopea’nın kızı Andromeda’yı deniz kıyısında bir kayaya zincirlenmiş durumda görür. Cetus, Etiyopya kralı Cepheus ‘un eşi kraliçe Cassiopeia’nın küstahlığını cezalandırmak için deniz tanrısı Poseidon tarafından Etiyopya’ya gönderilen deniz canavarı olarak bilinir. Cetus, balık ve su yılanı karışımı bir vücuda sahiptir. Prenses Andromeda Cetus’a kurban edilecektir. Cetus, kralın güzel kızı Andromeda’ya saldırmak üzere iken kahraman Perseus, canavarı öldürür. Gökyüzünde Cetus, Andromeda’yı yakalamaya çalışır ama Perseus prensesi korur gibi görünmektedir. Başka bir inanışa göre Cetus sevimli ve
barışçıl bir balina olarak bilinmektedir.

Perseus Seriphos adasına geri döndüğünde kral Polydectes onu hiç iyi karşılamaz. Perseus ona Medusa’nın başını gösterir ve kral taşa dönüşür.

Perseus’un tüm maceralarının sonunda kral Acrisius’a söylenen kehanet gerçekleşir. Bir gün kral, Perseus’un bulunduğu bir yarışmaya katılır. Perseus bir tartışma çıkarır. Tartışma izleyicilerin de katıldığı büyük bir kavgaya dönüşür. Kavga sırasında Acrisius başına yediği darbe ile ölür.

Başka bir masalda; Kral Acrisius ölümünün, bir disk atma yarışmasında Perseus’un fırlattığı diskin kralın kafasına gelerek gerçekleştiği söylenmektedir. Perseus öldürdüğü adamın dedesi olduğunu öğrenince çok üzülür. Argos ülkesinin tahtına çıkmayı kabul etmez. Tiryns’e kral olan akrabası Megapenthes’e Argos’u verip kendisi Tiryns kralı olur. Kahraman Perseus ve karısı Andromeda öldüklerinde tanrılar tarafından gökyüzüne yıldızlar arasına alınırlar.

Deutsche Kurzfassung des obigen Textes: Die Griechische Mythologie ist voller Fabelwesen. Manchmal weiss der Spȁtgeborene nicht, ob es sich dabei um Wale oder Drachen handelt…. Obiges Sternbild: Cetus, der Wal, neben Andromeda am Himmel zu sehen. Ich schaetze, der alte Zeus hat sie an den Himmel versetzt? In der Geschichte kommen daneben Danae (welche Zeus als Goldregen besuchte), Dictys, Polydeukes, Cepheus, Cassiopeia, Perseus und sein geflügeltes Ross, Andromeda, Gorgo Medusa und viele weitere vor…..

Mythology: Prometheus

kafkaspa

After Prometheus was chained to a rock on top of Caucasus-mountains every day an eagle came and hacked his liver. Some drops of blood fell on the ground, and there those Caucasus-Marguerites emerged. We have them in our garden too. Prometheus was half a god, you can see that: because of his blue blood the flowers are purple… (Th.K., Little myths)

Prometheus, an einen Felsen des Kaukasus gekettet, erhielt taeglich den Besuch eines Adlers, der ihm die Leber anhackte. Ein paar Tropfen seines Blutes fielen zu Boden, und dort entstanden die Kaukasus-Margueriten. Dass Prometheus ein Halbgott war, erkennt ihr an dem Blaustich der Blüten. Er ist halt etwas blaublütig… (Th.K., Kleine Mythen und Lopper)

Mythology: Centranthus ruber

centhrantus

Centranthus ruber is a perennial plant from the family of valerianaceae. Here it is a typical village-flower, even in Bodrums town-gardesn you can find it.

Myth:

As crusader Raniero di Ranieri rode from Jerusalem back to Firenze, he vowed to bring a burning candle back home. In order to not allow that flame to become a candle in the wind, he sat back to front on his horse. En route he lost his spurs, that wasn’t fatal because his horse knew the way. Where the spurs fell down Centranthus rose, that’s why we call them spur-flowers

Mythologie des Alltags: Die Glühbirne

Wir alle verbinden die Glühbirne mit dem Forscher Thomas Edison, aber wer weiss, ob nicht Nikola Tesla sie erfunden hat? Vielleicht haben sie beide davon getrȁumt? Vermittlungsvorschlag: Manchmal liegen Erfindungen einfach “in der Luft” und werden an verschiedenen Orten von verschiedenen Leuten gleichzeitig getan.

Dank elektrischen Stroms findet die Glühbirne heutzutage allgemeine Verbreitung. Nicht auszudenken, welche Dunkelheit vorher herrschte! Einige Parteien, etwa die Türkische AKP, erhoben die Glühbirne sogar zu ihrem Symbol, für Erleuchtung? Finstere auslȁndische Mȁchte versuchen allerdings noch immer, die Macht der Glühbirne, etwa durch Kerzen oder gar allgemeiner Dunkelheit zu unterminieren.

Einige noch heute benutzten Redensarten gehen auf die Glühbirne zurück: “Protest flackerte auf”, “leuchtendes Vorbild”, usw.

Die Glühbirne verdankt ihren Namen wohl ihrer Form, ist sie doch nach der wohlschmeckenden Frucht aus dem Garten des Herrn von Ribbeck auf Ribbeck im Havelland benannt. Auch völlig andere Gegenstȁnde, etwa die Abriss-, die Messemer- oder auch die Birne des Nachbarn, sind mit demselben Namen ausgezeichnet.

Ihr Prinzip beruht auf glühenden Wolframsfȁden (in früher Zeit “Die Seele” der Birne benannt) in einem von Glas umgebenen Vakuum. Die Brenndauer unserer Birnen wird von der Elektroindustrie weise beschrȁnkt – damit wir uns nȁmlich neue kaufen. Dieser mȁchtige Wirtschaftszweig ist jedoch dabei im Zwiespalt mit sich selbst: je kürzer die Brenndauer, desto mehr Wolfram wird benötigt, desto schneller gehen aber auch die Wolfram-Vorrȁte auf unserer Erde zu Ende. Gottseidank wurde inzwischen die Energiesparlampe erfunden. Sie beruht auf einem anderen Prinzip, und bis sich überall herumgesprochen hat, dass sie krebserregend ist, wird hoffentlich die nȁchste Glühbirne erfunden sein…

Daily mythology: Biberiye

Now you get it: spring is coming! And we’ll talk more and more about plants here. From the mythological point of view this is simple, because every herb has it’s genius, just take Adonis… Today it is Rosemary’s turn. It’s genius is you! (if you’re a man and just taking a bath. If you’re a woman take Lavender. Only Nero’s wife Popaia took her bath in donkey-milk…) Rosemary’s name comes from Latin ros = dew and marinus = from the sea. We are not astonished though to find Rosemary all around the Mediterranean. Here it is a strong bush and flowers early in February. We call it “Biberiye”. Nothing compares to Rosemary as a spice to grilled chicken (or partridge or quail or pheasant or Guinea fowl or ostrich). Rosemary belongs to the mint-family and it grows everywhere, even in our garden.

biberiye2017.jpg

Nun merkt ihr, dass, weil der Frühling kommt hier immer mehr von Pflanzen und Blumen die Rede ist. Das ist mythologisch besonders einfach, weil jedes Krȁutchen seinen Genius hat, nimm etwa das Adonisröschen…. Heute aber ist Rosmarin dran! dessen Genius bist Du! (sofern Du mȁnnlich bist und grade ein Bad nimmst. Bist Du eine Frau, so füg Lavendel zu. Nur Neros Frau Popȁa badete in reiner Eselsmilch…). Der Rosmarin ist ein – bei uns – winterharter Busch, ja, er öffnet seine blauvioletten Blüten sogar sehr früh im Jahr. Wir nennen ihn “Biberiye”. Nichts ist zu Huhn oder anderen gegrillten Vögeln (Rebhuhn, Fasan, Wachtel, Dronte, Perlhuhn, Strauss) als Gewürz so lecker wie die Nadeln dieses Lippenblütlers! Biberiye wȁchst hier abundant (=Slangausdruck für “wie sauer Bier”), auch wild. Doch fast ein jeder hat es/sie/ihn in seinem Garten.